<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Munevversaral's Blog</title>
	<atom:link href="http://munevversaral.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://munevversaral.wordpress.com</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Jun 2009 15:52:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='munevversaral.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Munevversaral's Blog</title>
		<link>http://munevversaral.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://munevversaral.wordpress.com/osd.xml" title="Munevversaral&#039;s Blog" />
	<atom:link rel='hub' href='http://munevversaral.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Çamlıca&#8217; da Zaman&#8230;</title>
		<link>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/camlica-da-zaman/</link>
		<comments>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/camlica-da-zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 15:52:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>munevversaral</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/camlica-da-zaman/</guid>
		<description><![CDATA[Okuduğum kitabın, o sayfasında betimlenen bahçe ; cümlelerin esaretinden kurtulmuş büyülü kelimelerle, satır aralarında düşsel bir görselliğe dönüştü yavaş yavaş. Kitabın derinliğine gömülü koca gövdeli ağaçların; ince, kırılgan dalları çepeçevre sardı sayfayı önce. Serin, tatlı bir rüzgarın hışırdattığı yapraklar dallarından kopup uçuşuverdi kelimelerin üzerine. Öyle ki, harfler tek tek kaybolup gitti bu yaprak yığınlarının altında. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=munevversaral.wordpress.com&amp;blog=6597274&amp;post=18&amp;subd=munevversaral&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Okuduğum kitabın, o sayfasında betimlenen bahçe ; cümlelerin esaretinden kurtulmuş büyülü kelimelerle, satır aralarında düşsel bir görselliğe dönüştü yavaş yavaş. Kitabın derinliğine gömülü koca gövdeli ağaçların; ince, kırılgan dalları çepeçevre sardı sayfayı önce. Serin, tatlı bir rüzgarın hışırdattığı yapraklar dallarından kopup uçuşuverdi kelimelerin üzerine. Öyle ki, harfler  tek tek kaybolup gitti bu yaprak yığınlarının altında. Rüzgarın yapraklarla birlikte getirdiği çiçek aromaları, harflerden boşalan yerlere  yayıldı bütün bütün. Sonra  bahçe gittikçe büyüyerek; satır aralarından sayfaya, oradan da kitaba ve ötelere doğru  taştı taştı&#8230;  Öyle ki; ister istemez,  o taşkınlığın sihrine kapılıp gittim. Sonra&#8230; Sonra çiçek kokularından sarhoş;  o koca gövdeli ağaçların altında otururken buluverdim birdenbire kendimi.  O serin,<br />
tatlı rüzgarın salınımında öylece oturdum bir müddet. Neden sonra, etrafıma yığılı yaprakların arasından kaybolan harfleri tek tek bulup çıkarıp, yeniden<br />
yerlerine yerleştirirken ;  içten gelen kuvvetli bir ses, birdenbire ; &#8221; hadi sen de, böylesine büyülü ama gerçek bir bahçeye  git ! &#8221; diye haykırdı.  Ve bu hükümran sesin ardından ; &#8221; Hemen şimdi mi, ama nasıl, ya okuman gereken kitap ? &#8221; diye soran muhalif ama cılız bir ses daha duydum. Ve sonra,  &#8220;Kitap bekleyebilir ama Çamlıca&#8217; nın en büyülü zamanı şimdi. Haydi ! &#8221; diyen o kararlı ses, bir kez daha haykırdı bütün kuvvetiyle. </p>
<p>Koca ağaçların gölgelediği, serin  bir yoldan yürüyerek çıktık  Çamlıca&#8217; ya. Çiçekçilerin, baloncunun, pamuk helva, patlamış mısır, macun şekeri, dondurma, kağıt helva&#8230; satıcılarının önlerinden geçtik önce. Geçerken, satıcıların etrafında kümelenmiş çocuklara baktık. Rengarenk giysili, güler yüzlü, şen kahkahalı çocuklara&#8230; Üst başları kir pas içinde, yalınayak,  gözleriyle değil de aşağıya kıvrılmış dudaklarıyla ağlayan, mahzun bakışlı  çocuklara&#8230; baktık  tek tek. Sonra satıcıları da, şen kahkahalı çocukları da, mahzun bakışlı çocukları  da zamanın kocalığına  hapsederek,  tekrar yukarılara doğru tırmanmaya başladık yavaş yavaş. Bir tarafta gözümüzü kamaştıran güneş, diğer tarafta yüzümüzü okşayan tatlı bir rüzga &#8230; Çabuk unuttuk az aşağıda tanık olduğumuz hayat karmaşasını.  </p>
<p>Çiçekler karşıladı bizi tepede. Yol kanarlarına, ağaçları çevreleyen tarhlara dikili; rengarenk, hoş kokulu çiçekler&#8230; Ve ağaçlar karşıladı; o, çok yukarlardaki dallarıyla güneşe  kafa tutan ağaçlar&#8230; Yaşamak için, o  muhtaç oldukları güneşe, gölgelerine sığınanlar adına kafa tutan  ağaçların altındaki küçük  iskemlilere oturduk, bir nefes soluklanmak için. Rüzgarın eteğinde uçuşan çiçek yapraklarının kokularında, insan seslerine ara ara eşlik eden kuş cıvıltılarının dinletisinde&#8230; iskemlinin  altına yan gelip yatmış bıyıklarını yalayan kedinin, kediye rahat vermek istemeyen yaramaz çocukların, aşağıdan yukarıya  ve yukarıdan  aşağıya doğru akıp giden insanların seyrinde&#8230;  Yarı güneş, yarı gölgede; kısa bir müddet dinlendik böyle. Sonra yerimizden kalkıp, adım adım tepeyi dolaştık.  Ailelere rastladık,  akrabalara, arkadaş gruplarına, yaşlılara, gençlere, yalnız bir<br />
başına gelenlere&#8230;</p>
<p>Dolaşmak yordu bizi. Dinlenmek istedik yine. Çay aldık kendimize, bir de meşhur Çamlıca simitlerinden. Bu kez tepenin tam ortasında değil de, Boğaz&#8217; ı daha yakından seyredebileceğimiz tepenin kenarındaki iskemlilere oturduk. Öbek öbek  bulutların gölgesinde gri bir renge bürünen boğaz&#8217; a baktık bir süre. İki ayrı yakadaki  iki ayrı İstanbul&#8217;u birbirine bağlayan boğaz köprüsüne, yine karşı kıyıdaki İstanbul&#8217; un  silüetine baktık  öylece. Sonra güneş; bulutların arasından sıyrılıp, bir taraftan gözümüzü kamaştırırken diğer taraftan da  mavi parlaklığını boğaza iade etti yavaş yavaş. Karşı kıyıdaki o belli belirsiz İstanbul silüeti, güneşten yansıyan parlaklığı emip, içine çekti bir anda. Tıpkı güneşle yarışırcasına, gözlerimizi kamaştırmaya başladı sonra. Mahir bir ressamın elinden<br />
çıkmış, bir  &#8220;İstanbul&#8221; tablosunu seyrettik. Mavi denize, denize açılmış motorlara, karşı kıyıda belli belirsiz saraylara, camilere, göğe yükselen minarelere, gökdelenlere, evlere, yollara, kuşlara, çiçeklere,  güneşe, atılmış pamuk gibi duran beyaz bulutlara&#8230; baktık hayran hayran. </p>
<p>Çayımızı yudumlarken, tüm bu güzellikleri içimize sindirdik yavaş yavaş. Sonra tüm bu güzelliklerin ağırlığıyla  yerimizden kalkıp, vedalaştık Çamlıca&#8217; yla.  Geldiğimiz yoldan geriye döndük. Kağıt helva, dondurma, macun şekeri, patlamış mısır  satıcılarının, baloncunun &#8230; önünden geçtik  yine. Arkamıza dönüp, son bir kez daha baktık Çamlıca&#8217; ya.  Bir başka zaman ama bu sefer de  ay ışığının parıltısında, ışıl ışıl bir İstanbul&#8217; u  seyretme sözü verdik kendimize. </p>
<p>Sonra&#8230;Sonra o, beni bekleyen kitabımı, kaldığım yerden tekrar  okumaya başladım. O, sihrine kapılıp gittiğim; etrafa taşan bahçeyi toparlayıp, sayfanın sınırlarına çektim  önce.  Sayfayı çepeçevre saran ince, kırılgan dalları; kitabın derinliğindeki ağacın köklerine doğru ittim yavaş yavaş. O, tatlı serin esintiyi bir rüzgar kelimesine hapsettim. Kaybolan kelimelerin yerlerine yayılı çiçek aromalarını bütün bütün süzüp , bir küçücük çiçek kelimesinin içine sığıştırdım. Uçuşan yaprak yığınlarının altlarında kalan  büyülü kelimeleri bir bir yerlerine koyup, cümlelerin esaretine teslim ettim sonra. En sonunda kitabın kapağını; o sayfada betimlenen bahçenin, satır aralarına yansıyan düşsel görselliğinin üzerine  kapattım yavaş yavaş. </p>
<p><img src="http://munevversaral.files.wordpress.com/2009/06/22052009041.jpg?w=450&#038;h=337" alt="22052009041" title="22052009041" width="450" height="337" class="alignnone size-full wp-image-17" /></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/munevversaral.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/munevversaral.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/munevversaral.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/munevversaral.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/munevversaral.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/munevversaral.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/munevversaral.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/munevversaral.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/munevversaral.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/munevversaral.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/munevversaral.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/munevversaral.wordpress.com/18/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/munevversaral.wordpress.com/18/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/munevversaral.wordpress.com/18/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=munevversaral.wordpress.com&amp;blog=6597274&amp;post=18&amp;subd=munevversaral&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/camlica-da-zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c28893e599a9b1a090edebd050911b3c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">munevversaral</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://munevversaral.files.wordpress.com/2009/06/22052009041.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">22052009041</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ziraat Çay Bahçesi / Rize</title>
		<link>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/ziraat-cay-bahcesi-rize/</link>
		<comments>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/ziraat-cay-bahcesi-rize/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 15:25:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>munevversaral</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/ziraat-cay-bahcesi-rize/</guid>
		<description><![CDATA[Hedefe tırmanmak&#8230; Zirveyi adım be adım hesaplayarak tırmanmak. Nefes nefese bir tırmanıştan sonra soluklanırken, geriye dönüp bakmak. Ve zirvede ; başlangıç noktası gittikçe küçülürken o nispette büyümek. Varılan noktada hissedilen gurur, ayaklar altındaki seyre eş şimdi. İşte, o en tepedeyken alınan keyif bütün yorgunluğa değiyor artık. Ne zaman oraya yürüyerek çıkmayı düşünsem, zirveye tırmanan bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=munevversaral.wordpress.com&amp;blog=6597274&amp;post=14&amp;subd=munevversaral&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hedefe tırmanmak&#8230; Zirveyi adım be adım hesaplayarak tırmanmak. Nefes nefese bir tırmanıştan sonra soluklanırken,  geriye dönüp bakmak. Ve zirvede ; başlangıç noktası gittikçe küçülürken o nispette büyümek. Varılan noktada hissedilen gurur, ayaklar altındaki seyre eş şimdi. İşte,  o en tepedeyken alınan keyif bütün yorgunluğa değiyor artık.</p>
<p>Ne zaman oraya yürüyerek çıkmayı düşünsem, zirveye tırmanan bir yolun yolcusu gibi hissederim kendimi. Uzun ve dik bir yokuşun yolcusu. İlk bakışta dik gözükmeyen ama her bir adımla sıklaşan nefesinizin hayretiyle dikliğini hissettiren bir yokuşun sonundadır çünkü Ziraat Çay Bahçesi.</p>
<p>Bir çay bahçesinden öte bir hayat bahçesidir orası. Düşlerle, gerçeklerin birbirine karıştığı bir hayat bahçesi. İç içedir orada düşlerle gerçekler. Ya güller içindeki diken ya da dikenler içerisindeki gül gibi&#8230;</p>
<p>Ve bir de mevsim baharsa eğer; onlarca bitkinin, çiçeğin arasında, dev ağaçların altında bir cennet bahçesidir orası. Yaşama sevinci veren, bir nefes huzur bahşeden&#8230;</p>
<p>Güneşle birlikte,  yudumladığınız çayın içinizi ısıttığı bir bahar sabahı.  Çiçek kokularında dingin bir zihin. Ve gözlerinizin önünde;  yeşilin bin bir tonundan maviye dek uzanan renk cümbüşünde saklı bir şehir. Ve kulaklarınızda;  çoktandır görmediğiniz bir dostun, ara ara şen kahkalarıyla karışık o bilindik sohpeti&#8230; Belki havadan, belki sudan ama dertten, kederden uzak bir sohpet. Hepsi hepsi bütün bu görsellik içinde  yaşanan hoş bir an&#8230;</p>
<p>Sonrası&#8230; Nefes nefese tırmandığınız  yokuştan rahat adımlarla inerek geldiğiniz yere dönmeye geldi sıra. Dinlenmiş ve yaşama sevinciyle yenilenmiş olarak&#8230; Hayatınıza kaldığınız yerden, şimdi yeniden başlamak için !</p>
<p>Hayat hep böyle, hep bu çay bahçesi tadında olsa keşke. Bir çıkımlık yokuş, bir soluklanış, bir koşumluk iniş&#8230;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/munevversaral.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/munevversaral.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/munevversaral.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/munevversaral.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/munevversaral.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/munevversaral.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/munevversaral.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/munevversaral.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/munevversaral.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/munevversaral.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/munevversaral.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/munevversaral.wordpress.com/14/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/munevversaral.wordpress.com/14/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/munevversaral.wordpress.com/14/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=munevversaral.wordpress.com&amp;blog=6597274&amp;post=14&amp;subd=munevversaral&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/ziraat-cay-bahcesi-rize/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c28893e599a9b1a090edebd050911b3c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">munevversaral</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Masal, Şu Uzungöl !</title>
		<link>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/bir-masal-su-uzungol/</link>
		<comments>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/bir-masal-su-uzungol/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 14:42:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>munevversaral</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/bir-masal-su-uzungol/</guid>
		<description><![CDATA[Hemen hemen bütün masallar aynı başlar; bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde&#8230; Uzungöl masalıda başlangıçta bu söylemlerle başlar. Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde bir Uzungöl varmış&#8230; Hiç dinlemiş miydiniz bilmiyorum ama, istedim ki; şu bunaltıcı yaz günlerinde yüreğinize serinlik düşürecek bu yeşil suyun masalını bir de benden dinleyin. Sahilden , Uzungöl yazılı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=munevversaral.wordpress.com&amp;blog=6597274&amp;post=13&amp;subd=munevversaral&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hemen hemen bütün masallar aynı başlar; bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde&#8230; </p>
<p>Uzungöl masalıda başlangıçta bu söylemlerle başlar. Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde bir Uzungöl varmış&#8230; </p>
<p>Hiç dinlemiş miydiniz bilmiyorum ama, istedim ki; şu bunaltıcı yaz günlerinde yüreğinize serinlik düşürecek bu yeşil suyun masalını bir de benden dinleyin. </p>
<p>Sahilden , Uzungöl yazılı sarı tabelanın işaret ettiği yöne doğrulduğunuz an başlar masalımız. Solaklı Deresinin denize kavuştuğu noktadan Karadenizin içerisine doğru yeşil bir yol uzanır kıvrıla kıvrıla. Sol tarafında dingin bir nehrin aktığı, sağ tarafını ise ağaçların gölgelediği bu yolun ufkunda; iki yaka, yeşilin bin bir tonunda birleşir mavi bir gökyüzünün altında. Yeşille mavinin birbirine karıştığı ufuğun tam ortasından bir sicim inceliğiyle akmaya başlayıp, siz yaşlaktıkça genişleyen derenin büyüsüne kapılırsınız bir an. Hem öyleki; değdiği yere hayat veren bu suyla birlikte, yolun keskin virajlarında savrulurken suyun mecrasına doğru akıp gidersiniz. Sıra sıra dizili çay fabrikalarının önünden geçersiniz ilk önce, buram buram çay kokusunu içinize çekerek. Birinin bittiği yerden diğeri başlayan köylerden, yamaçlarına çay bahçelerinin serili olduğu küçük tepelerin eteklerinden geçersiniz sonra. Camları sonuna kadar açılmış aracınızın içerisinde temiz havayı ciğerlerinize doldururken; bir o yaka, bir bu yaka, o ağaç, bu ağaç, bir de dere&#8230; oyalanıp durursunuz. Ve Çaykara&#8217; ya varıncaya kadar rakımın farkına bile varmazsınız. Hep solunuzdan akan dere Çaykara&#8217; dan sonra birden yön değiştirip sağınıza geçer. İşte bu noktadan sonra, içinden geçtiğiniz vadi darlaştıkça dere yatağıda darlaşır. Aşağıda sakin sakin akan dere , bu dar yatağında birdenbire coşar. Derenin çoşarken çıkardığı bir ezginin eşliğinde, güneşe izin vermeyen çam ormanlarının arasından yukarılara doğru tırmanmaya başlarsınız. Ve siz küçük bir tünelden geçerken, dere yine yönünü değiştirerek yolun soluna geçer. Az önceki çay bahçelerinin yerini mısır tarlaları almıştır şimdi. Tepeleri çam ormanlarıyla kaplı, ahşap evli, mısır tarlalı köylerden birini bitirip diğerine doğru yol alırsınız artık. Tırmandıkça; virajlar daha sıklaşır, daha keskinleşir. Derenin oynayacağı son bir oyunu kalmıştır size. Onuda bir yayla yolu ayrımında oynar ve yine solunuza geçer. Dik ve oldukça keskin bir dönemeç belirir önünüzde birden. Nefis çam kokularının sarhoşluğunda virajı alırken, zirveye çıkıyormuş gibi hisedersiniz kendinizi. Ve zirvede Uzungöl camisinin beyaz minareleri bütün heybetiyle karşılar sizi. Aşağıda taşları döverek bütün çoşkusuyla akan derenin; işte o zirvede bir kuzu sessizliğinde yemyeşil rengiyle nazlı kıvrılışına şaşkınlıkla bakakalırsınız. İşte, masalın tam da burasında siz henüz şaşkınlığınızdan sıyrılamamışken; Uzungöl, &#8221; bir varmış&#8221; la ansızın gerçeğe dönüşür. Bu düşle gerçek ayrımında, yemyeşil bir göle şahit olur gözleriniz. Su mu yeşildir yoksa gölü çevreleyen ormanın yeşili mi suya aksetmiştir, karar veremezsiniz bir an. </p>
<p>Neyi şans sayarsınız bilmem; yağmuru mu yoksa parlak bir güneşi mi ? Bana sorarsanız ; Uzungöl&#8217; de yaşanacaksa eğer ikisinede şans derim. Diyelimki tercihiniz parlak bir güneş. Ve güneş, koca çam ormanlarının tepesinden sarı ışıklarıyla göz kırpıyor size. Güneşin cazibesine kanıp sizde ona bakıyorsunuz. Güneşin parlaklığıyla kamaşıyor da gözleriniz; gözlerinizi göle çeviriyorsunuz. Bu kamaşmanın etkisiyle olacak, az önceki yeşil göl birden maviye dönüşüyor. Yeşille mavi arasında bocalıyorsunuz bir an. Göl yeşil miydi yoksa mavi mi ? karasızlığında bir süre oyalanıp , neden sonra anlıyorsunuzki; bu mavi renk, güneşin göle bir hediyesi. Mavi göl, mavi gök, sarı ve parlak bir güneş, ve gölü çevreleyen yemyeşil bir orman! Burası cennet olmalı ! Yo, hayır; olmalı değil, cennetin ta kendisi! Siz ve cennet, gerçek ve düş&#8230; </p>
<p>Şu , şans saydıklarınıza dönelim yine. Diyelim ki tercihiniz yağmur. Şarıl şarıl bir yağmur yağarken üzerinize, damlaların gölde oluşturduğu halkalara takılıyor gözleriniz. Bir damlanın göle değmesiyle başlayan ve gittikçe genişleyen halkalara. Birbirine eklenerek gölün tüm yüzeyini kaplayan halkalara. Yoğun bir sis sarıyor etrafınızı. Öyleki, gölün karşı kıyısı kayboluyor sisin ardında. Üşüyorsunuz. Isınmak için; en sıcak düşlerinizle yüreğinize doğru çekiliyorsunuz. Ve sis; mekan ve zamandan koparıyor sizi. O takılı kaldığınız halkaların salınımında, garip bir şekilde gölün derinlerine doğru ilerliyorsunuz. Küçük bir alabalık; &#8221; hoşgeldiniz &#8221; diyerek elinizden tutuyor ve kendi derinliğinde ağırlıyor sizi. Burası bir cennet olmalı ! Yo, hayır ; olmalı değil, cennetin ta kendisi! Siz ve cennet , gerçek ve düş&#8230; </p>
<p>Bu halinizle ne kadar kaldınız burada böyle bilemiyorum ama, kendinize geldiğinizde ; ormanın eteğine kurulu sıra sıra ahşap evli şirin bir köyün farkına varıyorsunuz. Uzungöl&#8217; ün girişinde ikiz minareleriyle karşılaştığınız caminin, o beyaz rengine takılıyor gözleriniz. Beyaz rengin , uçsuz bucaksız yeşilliğe nasıl da yakıştığını düşünüyorsunuz. Sonra eski ve taş bir köprü dikkatinizi çekiyor. Küçücük, kemerli bir köprü. Hey gidinin köprüsü. Kimbilir ne sular akmıştır altından, geçen zamanla birlikte. Kimbilir, ne çocuklar geçmiştir üzerinden yalınayak. Ve ne kadınlar, sırtlarında odun yükleri. Zamana ilişkin daldığınız düşlerinizden, duyduğunuz sesle sıyrılıyorsunuz.<br />
&#8220;Yağmur başladı &#8221; diyor arkadaşınız. Şaşırıyorsunuz. Oysa az önce kızgın bir güneş yok muydu tepenizde ? Uzungölü tanıtan bir yazıda okuduğunuz; &#8220;şansınız varsa eğer, bir günde dört mevsimi yaşarsınız diyen bir cümle geliyor hatırınıza. Yağmurla birlikte inceden bir sis sarıyor etrafınızı. Gördüğünüz düş geliyor aklınıza, ürperiyorsunuz. Arkadaşınız, &#8220;Islanmayalım. Şu ilerdeki motellerden birinine gidelim.&#8221; diye çekiştiriyor kolunuzdan. Islanmaktan korkan arkadaşınıza gülerek bakıyorsunuz. &#8220;Haklısın, gidelim&#8221; diyorsunuz. &#8221; Çay içerken seyrederiz yağmuru, hem sana anlatacaklarım var, inanamayacaksın! &#8221; diyerek devam ediyorsunuz konuşmanıza. &#8221; Karnım acıktı&#8221; diye cevaplıyor sizi arkadaşınız. &#8221; Tereyağında kızarmış alabalığı meşhurmuş buranın . Ne dersin yiyelim mi ? diye soruyor size. Tereyağında kızarmış alabalığı duyunca diken diken oluyor tüyleriniz. Göle ilişkin düşünüzde; size, &#8220;hoşgeldiniz&#8221; diyen o küçük alabalık geliyor aklınıza. &#8221; Hem , sen ne anlatacaktın, merak ettim doğrusu &#8221; diyerek tekrar konuşmaya başlayan arkadaşınıza tuhaf tuhaf bakıyorsunuz bu sefer. &#8221; Yok canım, masal dediysek bu kadarıda fazla &#8221; diye sakinleştirmeye çalıyorsunuz kendinizi iç sesinizle. Ve arkadaşınızın size inanmayacağını düşünerek vazgeçiyorsunuz düşlerinizi anlatmaktan. </p>
<p>Sizin vazgeçtiğiniz düşü, masala çevirerek anlatmakta bana düşüyor böylece. </p>
<p>Bir varmış, bir yokmuş&#8230; Dilerim; bir varmışta kalsın hep, Uzungöl ! Dünya döndükçe; &#8221; bir yokmuş&#8230;&#8221; hiç gerçekleşmesin Uzungöl için. Ve Uzungöl masalı; evvel zaman içinden geçip, ahir zamana uzansın gitsin&#8230;<br />
<img src="http://munevversaral.files.wordpress.com/2009/06/220720073116.jpg?w=300&#038;h=225" alt="220720073116" title="220720073116" width="300" height="225" class="alignnone size-medium wp-image-12" /></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/munevversaral.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/munevversaral.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/munevversaral.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/munevversaral.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/munevversaral.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/munevversaral.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/munevversaral.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/munevversaral.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/munevversaral.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/munevversaral.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/munevversaral.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/munevversaral.wordpress.com/13/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/munevversaral.wordpress.com/13/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/munevversaral.wordpress.com/13/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=munevversaral.wordpress.com&amp;blog=6597274&amp;post=13&amp;subd=munevversaral&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/bir-masal-su-uzungol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c28893e599a9b1a090edebd050911b3c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">munevversaral</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://munevversaral.files.wordpress.com/2009/06/220720073116.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">220720073116</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sonbaharda Gölcük</title>
		<link>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/sonbaharda-golcuk/</link>
		<comments>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/sonbaharda-golcuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 14:20:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>munevversaral</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/sonbaharda-golcuk/</guid>
		<description><![CDATA[Görmeyeli iki yıl olmuş. İki, koca yıl ! Hani, &#8221; iki yıl&#8221; diye söylerken, çok kolay geliyor ya dile; bu sefer de &#8220;iki yılın neresi koca&#8221; diye çelişkiye düşüyorum. Oysa neler sığmaz ki iki yıla; zamanı kocatan. O, çok şeyin sığdığı koca zamanlardan geriye dönüyorum; dergideki fotoğraflarına bakarken. Karlarla kaplı çam ormanının tam ortasında, buz [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=munevversaral.wordpress.com&amp;blog=6597274&amp;post=11&amp;subd=munevversaral&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Görmeyeli iki yıl olmuş. İki, koca yıl ! Hani, &#8221; iki yıl&#8221; diye söylerken, çok kolay geliyor ya dile; bu sefer de &#8220;iki yılın neresi koca&#8221; diye çelişkiye düşüyorum. Oysa neler sığmaz ki iki yıla; zamanı kocatan. O, çok şeyin sığdığı koca zamanlardan geriye dönüyorum; dergideki fotoğraflarına bakarken. Karlarla kaplı çam ormanının tam ortasında, buz tutmuş haliyle o kadar güzel ki&#8230; Soğuk bir düş gibi yüreğimi titretiyor, Gölcük. </p>
<p>İki yıl önce&#8230; Sonbaharın en güzel ayı, Eylül. Soğuktan titretmeyecek kadar sıcak ama sıcaktan bunaltmayacak kadar da serin bir hava. İki tarafı çamlarla kaplı bir orman yolu. İçerisindeki kalabalıkla birlikte bu orman yolunda keyifle ilerleyen bir araba. Camları sonuna kadar açılmış arabanın içerisini dolduran tertemiz bir hava. Ciğerlere doldurulan bu temiz havada; alınan nefeslere karışan, çamlara özgü o mis koku. Bir, kuş sesi eksik fonda. O mis kokuyu içime çekerken, gözlerimi kapatıp; ormanın derinliğinde kaybolmuş kuşların seslerini duymaya çalışıyorum. Gözlerim kapalı, ne kadar kalıyorum böyle bilmiyorum ama tam da kuşlar şakımaya başlıyor ki hayalimde; duruyoruz birden. </p>
<p>Bir pınar başı ! Başı kalabalık bir pınar ama. Kimi yukarıdan aşağıya, kimi aşağıdan yukarıya parketmiş arabaların yolcuları; ellerinde bidonlar, sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar pınarın başında. Arabadan inip sıraya giriyorum. Sıramı beklerken, pınarın methine misafir oluyor kulaklarım. Bu methin merakıyla daha da bir sabırsızlanıyorum beklerken. Nihayet sıra bana geliyor. Avuçlarımı uzatıyorum suyun altına. Suyu etrafa sıçratmamaya çalışarak, avuçlarımdan kana kana içiyorum. Kulaklarımın misafir olduğu az önceki methe, damağım şahit oluyor bu kez. Elimin tersiyle ağzımı kurularken, &#8220;ne kadar da haklıymış seni methedenler, zor olacak ayrılmak &#8221; diyorum, pınara usulca. &#8220;Hele gölü bir gör; o zaman anlarsın zor ne demek &#8221; diye kulağıma fısıldayarak cevaplıyor, pınar da beni. Ormanın derinliğiyle bu bilge pınarı başbaşa bırakıp, kaldığımız yerden devam ediyoruz yolumuza. Fazla değil, az bir tırmanıştan sonra; arabayı park edip, iniyoruz. Bir güvenlik görevlisi karşılıyor bizi. Ve yeşil renkli sürgülü, demir bir kapı ağır ağır çekiliyor&#8230; </p>
<p>Bir göl ! Bir göl ki, masmavi&#8230; Sanki insan eliyle yapılmış misali; yemyeşil çam ormanının tam da ortasına bırakılmış bir avuç mavi su gibi&#8230; Ellerimi uzatıp, avuçlarımın arasına alıyorum gölü. Sığmıyor, taşıyor avuçlarımdan göl. Devlerin gözyaşları mavi mi olur ? Bilmiyorum ama; ayağıyla açtığı çukura, avuçlarında biriktirdiği gözyaşlarını usulca bırakan koca bir dev geliyor gözlerimin önüne hayal meyal. Sonra&#8230; Sonra o koca dev, şaşkın bakışlarıma aldırış etmeden; aniden çıkıp geldiği, o koca zamanların içinde kaybolup gidiyor yine. </p>
<p>&#8220;Gölün parlaklığı karşısında, küçük bir yanılsama olmalı&#8221; bu diyorum kendime ve aldırmıyorum. Biraz daha ilerleyip, gölün tam kıyısında duruyorum. Aman Allah&#8217; ım, bir göl bu kadar mı güzel olur ? Karşı kıyıda&#8230; O, yeşilden kahverengiye doğru giderek koyulaşan renklerdeki koca çamlar&#8230; O çamların tepesinde öbek öbek beyaz pamuk bulutlar&#8230; Ağaçların arasında, neredeyse kaybolmuş restoranın o, kırmızı kiremitten çatısı&#8230; Hepsi ama hepsi; ayağımın dibinden başlayıp, gittikçe büyüyen gölün maviliğine aksediyorlar sırayla . </p>
<p>Çamlarla birlikte, adını bilmediğim ağaçların gölgelediği patika bir yol çepeçevre sarıyor gölün etrafını. O adını bilmediğim ağaçlardan dökülen yapraklar; mahir bir ressamın fırçasından çıkmış, harika bir sonbahar tablosu gibi uzanıp gidiyor gözlerimin önünde. Bu patika yolda yürüyerek her noktasına şahit olmak istiyorum gölün güzelliğinin. Yere dökülen yapraklara basmak tuhaf bir zevk veriyor bana. Yol boyunca uzanan sarı yaprakların çıtırtısı zalim gibi hissettirsede, yine de bu tuhaf zevkten alamıyorum kendimi. </p>
<p>Yaprakların çıtırtılarına kapılmış yürürken; iki katlı ama koca bir ev dikkatimi çekiyor birdenbire. Daha yakından görmek istiyorum bu koca evi. Kahverengi ahşap kaplaması, beyaz çerçeveli koca pencereleriyle o kadar güzel ki&#8230; Göl nasıl ormana yakışmışsa, bu koca ev de öyle yakışıyor göle. Sanki ev benimmiş gibi; hayallere dalıyorum bir an. Hayal bu ya; kitapları yok satan, ünlü bir yazarım. Uyanır uyanmaz; pencereye koşup gölü seyrediyorum her sabah. Sonra, ya pencerenin önüne yerleştirilmiş masamda ya da evin önündeki küçük iskelede yazıyorum yazılarımı. Göl masalları yazıyorum mesela. İskelenin hemen önündeki nilüferlerle, kurbağaların aşkını anlatıyorum bir masalda. Bir diğerinde; ağacın altına çekili kayığı her gece göle indirip, karşı kıyıdaki peri padişahının kızını görmeye giden delikanlının sevdasını anlatıyorum. Bir diğerinde&#8230; Bir diğeri<br />
olmuyor, çünkü; &#8220;hadi bırak hayalleri, gidiyoruz &#8221; diye çağırıyorlar beni. Boyumu aşkın hayallerimi, kayığın içerisinde bulduğum küçük bir şişeye tıkıştırıyorum çarçabuk. &#8220;Gerçek bir yazarın dikkatine &#8220;diye de küçük bir not iliştiriyorum şişeye. Ve öylece bırakıyorum göle&#8230; </p>
<p>Sonra adımlarımı kocaman açarak, arkadaşlarıma yetişiyorum kısa sürede. Sanki yetişmem gereken başka bir şey daha varmış gibi aynı koca adımlarımla devam ediyorum yürüyüşüme. Yürüyorum yürüyorum&#8230; Neredeyse o kahverengi evin tam hizasına geliyorum karşı kıyıda. Eve son bir kez daha bakıyorum ve evin önüne çekili kayığa da. Bu sefer de evin aksi göle düşmüş. Ve arkasındaki çam ağaçlarıyla, bulutlar bir de. Fakat bu kez göl mavi değil de yeşil sanki. Akşamın koyuluğu düşüyor olmalı göle&#8230; Karşı kıyıdan nilüferler pek seçilmesede, yeşil renkli gölün manzarası da başka bir keyif veriyor bana. Aldığım keyifle önüme bakarken, arada bir göle attığım kaçamak bakışlarla devam ediyorum yoluma. </p>
<p>Bu sefer, hani o ormanın derinliğinde kaybolan kuşlar birdenbire önüme düşüyor. Yol gösterir gibi, seke seke gidiyorlar önümden, şimdi. Adımlarımı küçülterek, kuşların adımlarına uyduruyorum. Kuşlar kendi dillerinde bir orman türküsü şakıyorlar. Biliyorum o türküyü ve kuşlara kendi dilimle eşlik ediyorum ben de. Kuşların peşi sıra, bir de bakıyorum ki başladığım yere gelmişim. Sabırsızlıkla beni beklerken buluyorum herkesi. &#8221; Ha, geldin mi ? Hadi gidelim artık &#8221; diyorlar. Dönüp arkama bir kez daha bakıyorum. Akşamın karanlığı iyice çöküyor gölün üzerine. Bir hüzün sarıyor etafı. &#8220;Ayrılığın hüznü olmalı bu &#8221; diyorum içimden. Zor oluyor ayrılmak. Arabaya binerken, o bilge pınarın kulağıma fısıldadığı sözler geliyor hatırıma; &#8221; hele gölü bir gör, o zaman anlarsın zor ne demek &#8221; diyen. </p>
<p>O iki tarafı çamlarla kaplı orman yolundan aşağılara doğru iniyoruz arabamızla yavaş yavaş. Tam pınarın önünden geçerken; camı açıp, olanca sesimle bağırıyorum pınara &#8221; haklıydın &#8221; diye. Gülümsüyor pınar. Camı kapatıp, arkama yaslanıyorum.O şişeye sıkıştırdığım düşler geliyor aklıma. &#8220;Gerçek bir yazarın eline geçer mi &#8221; diye düşünürken gülümsüyorum ben de. </p>
<p><img src="http://munevversaral.files.wordpress.com/2009/06/030920061663.jpg?w=300&#038;h=225" alt="030920061663" title="030920061663" width="300" height="225" class="alignnone size-medium wp-image-10" /></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/munevversaral.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/munevversaral.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/munevversaral.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/munevversaral.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/munevversaral.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/munevversaral.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/munevversaral.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/munevversaral.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/munevversaral.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/munevversaral.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/munevversaral.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/munevversaral.wordpress.com/11/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/munevversaral.wordpress.com/11/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/munevversaral.wordpress.com/11/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=munevversaral.wordpress.com&amp;blog=6597274&amp;post=11&amp;subd=munevversaral&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://munevversaral.wordpress.com/2009/06/20/sonbaharda-golcuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/c28893e599a9b1a090edebd050911b3c?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">munevversaral</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://munevversaral.files.wordpress.com/2009/06/030920061663.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">030920061663</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
